Bulgular, küçük yapılı bu insansıların cüce filleri avlamak yerine, Komodo ejderlerinin geride bıraktığı leşlerden faydalanmış olabileceğine işaret ediyor.

Bugüne kadar Homo floresiensis’in taş alet kullanması, hayvan kemiklerindeki kesik izleri ve ateş yakmış olabileceklerine dair bulgular, onların gelişmiş avcı-toplayıcı davranışlar sergilediği şeklinde yorumlanıyordu. Ancak Science Advances dergisinde yayımlanan yeni çalışma, bu yorumların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
KEMİKLERDEKİ İZLER YENİDEN İNCELENDİ
İlk kez 2003 yılında Flores Adası’ndaki Liang Bua Mağarası’nda keşfedilen Homo floresiensis, yaklaşık 106 santimetrelik boyu, küçük beyni ve büyük ayakları nedeniyle “hobbit” olarak anılıyor.
Uluslararası araştırma ekibi, aynı mağarada bulunan ve nesli tükenmiş cüce fil akrabası Stegodon florensis insularis’e ait kemikleri ayrıntılı biçimde yeniden analiz etti. Araştırmacılar, kemiklerdeki izlerin avcılığın mı yoksa leşçil beslenmenin mi kanıtı olduğunu anlamaya çalıştı.

KOMODO EJDERLERİYLE KARŞILAŞTIRMALI DENEY
O dönemde Flores Adası’nın en büyük yırtıcısı Komodo ejderleriydi. Bu nedenle bilim insanları, Komodo ejderlerinin kemiklerde bıraktığı diş izlerini belirlemek amacıyla ABD’deki Zoo Atlanta’da kontrollü bir deney gerçekleştirdi. Bir keçi leşi Komodo ejderine verildi ve oluşan tüm diş izleri ayrıntılı olarak kaydedildi.

Deneyler, Komodo ejderlerinin özellikle et bakımından zengin bölgelerde yoğun diş izleri bıraktığını gösterdi. Aynı yöntem Stegodon kemiklerine uygulandığında dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı.
Araştırmada kemiklerde 54 taş alet kesik izi tespit edilirken, Komodo ejderlerine ait diş izlerinin bunun yaklaşık iki katı olduğu belirlendi. Üstelik diş izleri etli bölgelerde yoğunlaşırken, taş alet izleri daha az et bulunan kısımlarda yer alıyordu.
Bu dağılım, Homo floresiensis’in hayvanları bizzat avlamaktan çok, Komodo ejderlerinin ardından kalan et ve dokuları değerlendirmiş olabileceğini düşündürüyor.
ATEŞ KULLANDIKLARI DA KESİN DEĞİL
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu ise ateş kullanımıyla ilgili oldu. Bilim insanları, Stegodon kemiklerinde pişirmeye işaret eden herhangi bir iz bulamadı.
Ayrıca kazı alanındaki 4 binden fazla fare kemiğinde de yanık belirtisine rastlanmadı. Daha önce ateş izi olarak yorumlanan bazı koyu lekelerin ise doğal manganez birikiminden kaynaklanmış olabileceği değerlendiriliyor.
Bu bulgular, Homo floresiensis’in ateşi kontrol ettiği ve büyük hayvanları düzenli olarak avladığı yönündeki görüşleri önemli ölçüde zayıflatıyor.
İNSAN EVRİMİNE YENİ BİR BAKIŞ
Çalışmanın başyazarı paleoantropolog E. Grace Veatch’e göre elde edilen veriler, Homo floresiensis’in düşünüldüğünden daha basit beslenme stratejileriyle yaşamını sürdürmüş olabileceğini gösteriyor.
Bu durum, türün kökenine ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme getiriyor. Bir görüş, hobbit insanların ada cüceleşmesi sonucu ortaya çıktığını savunurken, diğer görüş onların zaten küçük yapılı daha eski bir Homo türünden evrimleştiğini öne sürüyor.
Araştırmaya katılmayan arkeolog Adam Brumm ise Flores Adası’nın izole yapısının yalnızca beden ve beyin boyutunu değil, avcılık ve ateş kullanımı gibi davranışları da değiştirmiş olabileceğini belirtiyor.
Yeni çalışma, Homo floresiensis’in insan soy ağacındaki yerini kesin olarak açıklamasa da, kemikler üzerindeki izlerin ayrıntılı analizinin bu gizemli türün yaşam biçimini anlamada kritik önem taşıdığını gösteriyor.

