Yankesicilikte marka oldu, manşetlerden düşmedi: Cüzdan âşığı ‘Fındık Fatma’

Günümüzde daha çok sosyal medya, internet, telefon üzerinden yapılan dolandırıcılıkla ilgili her gün pek çok habere rastlıyoruz. Bunun yanında şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle birçok kişiyi mağdur eden yankesicilerin sayısı da hâlâ hatırı sayılır derecede fazla. ‘En eski meslek’lerden kabul edilen yankesicilik ve dolandırıcılık her ne kadar yüz kızartıcı bir suç olsa da Erken Cumhuriyet döneminde aslında övülen bir meziyetti, hatta popülerleşme aracı olarak görülüyordu. En dikkat çeken detay ise bu kişiler arasında neredeyse erkekler kadar kadınların da ön plana çıkmasıydı. Öyle ki dönemin en popüler yankesicilerinden biri olan Fındık Fatma erkekler üzerinde kadınlığın cazibesini kullandı, dikkatlerini dağıtıp cüzdanlarını çalarak dönemin en ünlü gazetelerinde adını manşetlere yazdırdı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Obuz o döneme damga vuran, şu anda bile pek çok kişiyi okurken şaşkına çevirecek hırsız, dolandırıcı ve yankesici kadınlarla ilgili tarihin tozlu sayfalarında kalanları milliyet.com.tr’ye anlattı. 

 

Fındık Fatma iddialara göre balık etli, orta boylu, kara gözlü, şeytan bakışlı bir kadındı. Fatma orta halli erkekleri bakışıyla büyülüyor, öpüyor ve nihayetinde kişinin cebini boşaltıyordu. Genellikle yaşı büyük erkekleri gözüne kestiriyor, konuşma esnasında yerine göre bazen muhatabı olduğu kişinin orasını burasını gıdıklıyor ve o hengamede cüzdanı aşırıyordu. 1924 yılında Fatih, Langa’da dükkanında iş gören bir Ermeni’yi tam olarak böylesine bir yöntemle soymuştu. Bu iş yerine giden Fındık Fatma, kırıta kırıta adamın yanına yaklaştı, gözlerini dükkan sahibinin gözlerine dikti ve bir süre sonra kireç almak istediğini söyledi. Dükkan sahibi tam yerinden kalkarken Fatma, ortamın sıcaklığından bahsederek çarşafının iğnesini çözdü. Bu sırada ne olduğunu anlayamayan adam istediği kireci vermeye koyuldu. Planını uygulamaya devam eden Fatma, Toros Efendi’nin şaşkın bakışları arasında kollarını üzerine attı. Olayın sonunda ise cüzdanı çalarak bir bahaneyle oradan sıvıştı.

‘İNSAN DOLANDIRMANIN MUCİDİ’

Bu gibi olayların 1920-1930 yılları arasında çok fazla görüldüğünü söyleyen Doç. Dr. Ömer Obuz, Fındık Fatma’nın o dönem evlilik vaadiyle kadınları dolandıran Eyüplü Halit’in kadın versiyonu olarak görüldüğünü söyledi. “Cinsi cazibesini kullanarak insan dolandırma yönteminin mucidi oldu. Ona takılan Fındık lakabı ise muhtemelen kelimenin argosuyla alakalı. Zira Fındık argoda ‘başkasının cinsel ilgisini çekecek davranışlar yapan, ama ilişkiye yanaşmayan kimse’ olarak tanımlanıyor” ifadelerini kullanan Obuz, birkaç kadının çantasını yakalayıp kaçırma gibi eylemleri olmasına rağmen Fındık Fatma’nın dolandırıcılığı genellikle cazibesini kullanarak yaptığını da ekledi.

Obuz, Fındık Fatma’nın dolandırıcılık sektöründe bir fark yarattığını ve bu farkının da gazetelerde “Yeni bir Eyüplü Halit türedi” olarak yansıdığını dile getirerek Fındık Fatma ile ilgili bir başka bir hikâyeyi ise şöyle anlattı: Bakırköy’deki bir Rum kömürcüyü de yine cazibesini kullanarak soydu. Dükkan sahibinden kömür istedi, sonra da dikkatini dağıtmak adına kömür koymak için eğilen adama uyarak eğildi ve bir yolunu bularak cüzdanı çaldı.”

DİĞERLERİNE ROL MODEL OLDU

İşlediği bütün bu suçlar Fındık Fatma’yı daha popüler bir hale getirdi. Dönemin gazetelerinde dolandırıcılığın bir sanat hatta bir meslek işi olarak yazıldığını söyleyen Ömer Obuz, “Dönemin yazılı basınında Fatma’nın işlediği suçlar haliyle yer alıyordu ancak genellikle meşhurluğuyla ön plandaydı” şeklinde konuştu. Fındık Fatma’nın popülerlik kazanmasıyla diğer kadınlara da rol model olduğunu, örneğin cazibesiyle insanları kandıran Pantuflacı Muzaffer’in Fındık Fatma’dan etkilendiğine vurgu yaptı.

“Dolandırıcığıyla ünlü Şerife dahil olmak üzere böyle daha birçok kadın var. Hatta bazıları  Fındık Fatma’ya rakip olarak gösteriliyordu” diyen Doç. Dr. Obuz, bununla birlikte dolandırıcılara çok ciddi cezalar verilmediğini hatta bazılarının gazetelerde 1 Nisan şakalarına bile konu olduğunu ifade etti. Obuz, yapılan cezalandırmalarla ilgili gerçekleri şöyle anlattı:

“Dolandırıcılar için ciddi bir cezalandırma da yok. 2-3 ayda bir hapse giriyorlar, yakalandıktan beş ay sonra da çıkıyorlar. En azından ben Eyüplü Halit’in böyle elli defa yakalanıp çıktığına dair haberler gördüm, Fındık Fatma da öyle. Hatta gazetelerde 1 Nisan şakası olarak Fındık Fatma’nın Eyüplü Halit ile evlendiği bile yazılmış. Öyle ki 1931 tarihli bir gazete Pantuflacı Muzaffer’in en az 150 tane sabıkası olduğundan bahsediyordu. Dolayısıyla dolandırıcıları ne ceza sistemi ne de eğitim sistemi ıslah edebilmiş.”

HİÇBİR ÖNLEM BAŞARILI OLAMADI

O dönemde kadınların yalnızca cazibesini kullanarak değil, tavlacılık denilen bir dolandırıcılık yöntemiyle daha insanları dolandırdığını söyleyen Doç. Dr. Obuz, “Bu kişiler gözüne kestirdiği kişiyi enayi olarak değerlendiriyor. Genellikle çete olarak çalışıyorlar. Örneğin sahte altın veya kaliteli bilinen bir ürünün kopyasını orijinaliymiş gibi satıyorlar. Edirneli Rose bu yöntemi kullanarak dolandırıcılık yapan Musevi bir kadın. O da tavlacılıkta ön plana çıkmış biri” diye konuştu.

Hatta gazetelerde ‘enayi’ yerine konmamak için alınması gereken önlemlerin sıralandığını da belirten Obuz, “Alınan önlemler yetersiz, ne yazık ki başarılı olamamış. Bahsettiğiniz isimlerin hepsinin yüzlerce sabıkası olması da bunu gösteriyor. Bu problemin temel kaynağı basının yani kamuyu bilgilendirme görevi üstlenen organın buna katkı sağlaması. Bir kişiyi damgalıyorsunuz ve o damgaladığınız kişi o damganın içinde kalarak ün kazanıyor. Suçu sürekli tekrar etmeye çalışıyor” bilgisini paylaştı.