Gezi davası 25 Nisan’a ertelendi

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen Gezi davasında karar çıkması bekleniyordu. Mahkeme heyeti duruşmayı, 25 Nisan Pazartesi gününe erteledi.

Çağlayan Adliyesi’nde görülen Gezi davasının sekizinci duruşması öncesi Taksim Dayanışması adliye binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Bu akıl ve hukuk dışı dava derhal geri çekilmeli, kurgu ithamlarla yargılanmak istenen arkadaşlarımız hakkındaki iddialar düşürülmeli, somut hiçbir delil olmadığı halde siyasi bir tutsak olarak tutukluluğu devam eden Mehmet Osman Kavala derhal serbest bırakılmalıdır” denildi.

Çok sayıda diplomatik temsilci ve uluslararası gözlemcinin takip ettiği duruşmaya Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, CHP’li milletvekilleri Özgür Özel, Sezgin Tanrıkulu, Aykut Erdoğdu, Ali Şeker, HDP’li milletvekilleri Züleyha Gülüm, Garo Paylan ile TİP’li milletvekili Ahmet Şık’ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

“Gezi direnişi fon ile açıklanamaz”

Duruşmada sanıklar Mücella Yapıcı, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden ile Yiğit Ali Ekmekçi hazır bulundu. Savunmalar başladığında ilk sözü alan Ali Hakan Altınay, “Hukuka aykırı delilleri kabul etmiyorum. Dört yıldır deli saçması bir hikayenin içinde debeleniyoruz” diyerek suçlamaları reddetti. Duruşmada, Mücella Yapıcı, Can Atalay ve Tayfun Kahraman ortak savunma yaptı. İlk olarak Yapıcı’nın okuduğu ortak savunmada,”Gezi Direnişi bu ülke tarihinin en demokratik, yaratıcı, eşitlikçi ve en kapsayıcı barışçıl kitlesel hareketi. Ölümcül polis şiddetine karşı her şehirde yankılanan barışçıl ve haklı tepkinin adıdır Gezi. Milyonlarca insanı haftalarca insanı sokağa dökecek tek güç, halkın kendi iradesidir” ifadeleri yer aldı.


Osman Kavala yargılanıyorFotoğraf: Christophe Gateau/dpa/picture alliance

Ortak savunmada, Taksim Dayanışması’nın Gezi Parkı eylemleri sürecinden tüm yetkililere yurttaşların talep ve beklentilerini iletmek ve kamu idaresine yükümlülüklerini hatırlatmak üzere diyalog kurmaya çabaladığı belirtilerek, “İstanbul valisinden büyükşehir belediye başkanına, başbakan yardımcısından başbakana ve cumhurbaşkanına kadar tüm yetkililere bu talepler iletilirken demokratik kamuoyu yaratmak amacıyla kararlı, ısrarlı ama her zaman barışçıl etkinliklere çağrı yapıldı” denildi. Hem iddianame hem de mütalaanın akla ve vicdana sığmadığını savunan Yapıcı, Atalay ve Kahraman, “Gezi direnişi fon ile para ile açıklanamaz, Gezi süresince tüm ihtiyaçlar imece usulü karşılandı. Provokatif müdahalelere kolluğu sevk ve idare eden tüm şeflerin Fethullahçı çete mensubu olduğunu daha sonra hep birlikte öğrenmedik mi” diye konuştu.

“İddianame bir senaryo olsa çekilemez bulurdum”

Dava kapsamında yargılanan sinemacı Çiğdem Mater Utku, “Çekmediğim bir filmle dosyaya dahil edildim. Yapılmamış bir filmle hükümeti zor durumda bırakmak mümkün değil. Belgesel çekilmiş olsaydı da düşünceyi açıklama ve yayma kapsamında suç teşkil etmeyecekti. Sinemacı olarak çok fazla senaryo okudum. Bu iddianame beni en çok şaşırtan metinlerden biri oldu. Yapımcı olarak bir senaryo olsa çekilemez bulurdum” dedi ve beraatini talep etti. Mine Özerden ise Gezi Parkı eylemleri için iddianamede dillendirilen fon iddialarına ilişkin, “Gezi’yi fonlamak için aracı olduğum iddiasını hakaret addederim” dedi. Yiğit Ali Ekmekçi ise “Akla ve mantığa aykırı girişimlere son vermenizi talep ediyorum” diye konuştu.

Kavala: “Tutukluluğumun sürdürülmesiyle kamu yetkisi kötüye kullanıldı

Son olarak duruşmaya SEGBİS aracılığıyla bağlanarak söz alan tutuklu iş insanı Osman Kavala, “Alınacak kararı etkileyeceğini beklemesem de daha önce ifade etmiş olduğum bazı gerçekleri son bir kere daha vurgulamak ihtiyacı hissediyorum” sözleriyle mütalaaya yanıt vermeye başladı. Kavala, “Yargı sürecinde Cumhurbaşkanı ve diğer siyasilerin suçlayıcı demeçleri, bu davayı siyasi etki altında tamamen deformasyona uğramış bir yargı vakası, tutukluluğumun sürdürülmesini de kamu yetkisi kötüye kullanılarak gerçekleştirilen hürriyetten yoksun bırakma eylemi haline getirmiştir” dedi. Osman Kavala, komplo teorileriyle ve yanıltıcı beyanlarla doldurulmuş tuhaf bir iddianame hazırlandığını savunarak, “Bu iddianameye göre ben uzun yıllar boyunca sanat kültür faaliyetleri kisvesi altında azınlıkları devlete karşı kışkırtmışım, bu faaliyetler aracılığıyla casusluk amacıyla toplumun sosyal, kültürel özellikleri ile ilgili önemli bilgiler temin etmişim” diye konuştu.


Gezi eylemlerinde polis göstericilere sert müdahalelerde bulunmuştuFotoğraf: AFP/Getty Images/B. Kilic

“İddianame Gezi protestolarını kriminalize etmeye çalışıyor”

Kavala, iddianameyi eleştirerek, “Henri Barkey ile sıkı bir işbirliği içinde çalışmışım ancak çalışmalar çok profesyonelce yürütüldüğü için bu işbirliğini kanıtlayacak delil bulunamamış. Buna rağmen, Barkey’nin 10 Mart 2016 tarihinde Adana’ya gittiğinde benim aynı tarihte Fransa’da olmam gibi önemli bulgulara ulaşılmış” dedi. İkinci iddianamenin sadece kendi tutukluluğunu sürdürmek için hazırlandığını dile getiren Kavala, “Gezi iddianamesi de beni hedef alıyor ancak daha önemli bir işlevi de var: George Soros’un ve benim içine yerleştirildiğimiz kurgu kullanılarak Gezi protestoları kriminalize edilmeye, bunlara katılan yüzbinlerce yurttaşımızın iradeleri itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor” diye ekledi.

Mütalaada hukuk normlarına göre hazırlanmış değerlendirilme yerine siyasi aktörlerin söylemlerini yansıtan Gezi olayları kurgusunun tekrarlandığını ifade ederek, “Hayatımın 4.5 yılını kaybettikten sonra teselli bulabileceğim şey, yaşadıklarımın yargıdaki sorunlarla yüzleşilmesine katkıda bulunması ve benden sonra yargı karşısına çıkacak olanların daha adil bir muamele görmeleri ihtimalidir” dedi. George Soros’un Türkiye ziyaretlerinde bütün yönetim kurulu üyeleriyle yaptığı Açık Toplum Vakfı’nın çalışmalarının değerlendirildiği toplantılar dışında Soros’la özel bir irtibatı olmadığını dile getirerek, “Benim dışımda Açık Toplum Vakfı’nın hiçbir yönetim kurulu üyesinin ifadesine başvurulmamış olması, Soros’un da suçlananlar arasında olmaması, Soros’un benim üzerimden Gezi protestolarını organize ettiği, kaynak aktardığı kurgusuna, bunu yazanların da inanmadığını göstermektedir” dedi.

“Adınız Cengiz Holding ise adalet limanı sığınacağınız son limandır”

Sanık savunmalarının ardından avukatlar söz almaya başladı. Avukat Tora Pekin’in konuşması sürerken mahkeme başkanının Pekin’e 10 dakika daha süre vereceğini söylemesi üzerine avukat Fikret İlkiz, “Bu şekilde süre verilmesi kabul edilemez” diyerek mahkeme başkanına itiraz etti. Avukat Pekin, “17 Aralık takipsizlik kararında ‘Adalet limanı insanların sığınacağı son limandır’ demişler. Adınız Cengiz Holding ise, Kolin’se, Limak’sa adalet limanı sığınacağınız son limandır ama adınız Mücella Yapıcı’ysa, Can Atalay’sa, Osman Kavala’ysa adı ağırlaştırılmış müebbettir. İşte dava bu, söyleyecek başka bir şey yok” diye konuştu.

Dava, 25 Nisan Pazartesi günü görülmeye devam edilecek.