Dr. Buğra Gökce Türkiye’de kent sisteminin yasadışılık üzerine kurulu olduğunu söyledi: Suiistimaller zinciri

  • ‘Bu iktidar döneminde yapılan beton hiçbir dönemde yapılmadı. ‘25 yılda 2.5 milyon konut yaptık diyorlar’ doğru. Yeni imar alanları açılmış, birileri zengin olmuş. Lüks siteler, müthiş apartmanlar… Ama riskli yapı stoku olduğu gibi duruyor.’
  • ‘Marmara depremi milli güvenlik sorunu. Sermaye birikimi, endüstriyel tesisler burada. Milli seferberlik hali gerek. Vatandaşımız gereğini yapacak ama devlet de önceliklerini değiştirecek. Beşli çeteye, yandaşa değil buraya kaynak ayıracak.’
  • ‘Başkanımız, itfaiye personelimiz başta olmak üzere, afette görev yapacak, arama kurtarmada çalışacak personelimize ‘Daha güvenli konutlar inşa edebilir miyiz, araştırın’ diye görev verdi. Buna çalışıyoruz. O ayakta kalacak ki onlar kurtaracak bizi.’

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Buğra Gökce Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.

  • Önce depremle on binler yaşamını yitirdi, sonra sel oldu yine canlar gitti. Yanlış nerede başlıyor?

Kentleşme mevzusunu yanlış yorumlayan bir sistem sorunumuz var. Kuralları koymak anlamında bir sıkıntımız yok, kural koyuyoruz ama kafamız ‘bunun arkasından nasıl dolaşırız’ diye çalışıyor. Siyasetçinin de kafası bunun üzerinden bir hasat yapmaya yöneliyor. Bürokrat da vatandaş ile siyasetçi arasında buna göre biçimleniyor. Plansız gelişiyoruz, yasadışı yapılaşıyoruz. Sonra onu yasalaştırmak için imar afları çıkarıyoruz, bir rant sistemi kuruluyor.

  • Rant nasıl paylaşılıyor?

Bizim dönüşüm diye anladığımız da gökten düşen üç elma. İlk elma hak sahibinin başına, ikincisi kolaylaştıran kamu otoritesi kimse ona, üçüncüsü de müteahhidin başına düşsün. Burada iki büyük yanlış var. Birincisi, zenginleşme durumu söz konusu olsun. Bu zaten sağlıksız bir yapı stoku. Barınma sorunu çözülmeli ama bu sırada birilerini haksız kazanç ile zenginleşmemeli. İkincisi, bunu zenginleştirirken müteahhit de zenginleştirecek şekilde masamızın üzerinde koymayalım. Bir başka önemli boyut da burada yaşayan yalnız hak sahipleri değil kiracılar da var. Kiracı yine barınma sorununu çözemiyor. Onu oradan kovuyorsunuz. Kim kazandı? Daha fazla inşaat yapılmasını sağlayan toprak sahibi ile müteahhit ittifakı kazandı. Kent, kent yoksulu ve kiracı kaybetti.

“SİSTEM YASADIŞILIK ÜZERİNE KURULU”

Sistem böyle bir yasadışılık üzerine kurulu. Biri dere kenarına ev yapıyor. Dere kenarının koruma bandı var. İmara açılmamalı. Gecekondunun olduğu yeri boşaltmamız gerekirken, apartmanlar diktik. Doğa kendine ait olanı gelip alır. Bir de bodrum kat yapmışız, iskan etmişiz. Her türlü suistimal var.

“METROBÜS YOLU MÜDAHALE KAYNAĞI OLACAK”

Normalde kara yolları bandında bir yaklaşma mesafesi olur. Anadolu yakasından gelip Avrupa’ya giden E5 yeni adıyla D100 üzerinde Avcılar, Küçükçekmece hattında buna sıfır binalar var. Buraya yapı yaklaşmamalı ama imara açmışız. Deprem anında bu binalar çökerse yol kapanacak ve bu bizim doğu batı yönünde en önemli ulaşım aksımız. İyi ki metrobüs yolumuz var, o binalar çökse de metrobüs yolunu kapatamıyor. Acil anda müdahalenin kaynağı olacak.

  • Yolların sağlamlığının garantisi var mı?

Yaşadıklarımız hiçbir şeyin garantisi olmadığını gösterdi. Yeni binalar çöktü. Sağlam yapı iki faktör bir arada olursa yapılır. İyi zemin ve o zemine uygun iyi bina. Zeminin iyi olduğu yerde kötü bina yaparsanız da çözer. Zeminin kötü olduğu yerde iyi bina yaparsanız çökmez. Biz hem kötü zeminli yerleri imara açmışız, hem de kötü bina yapmışız. Ayakta kalmıyor. Bizim kadim kültürümüzde dağın yamacına yerleşme vardır. Ovaya da yapılır ama o zaman kazığı çakarsın zemindeki kayayı bulursun.

  • O da maliyeti yükseltiyor…

Onu da müteahhit istemez, maliyet yükseltiyor. Daireyi daha pahalıya satarsınız. Şu anlaşılabilir değil; Nurhak, Islahiye’de 20 bin 30 bin nüfuslu yerlerde neden 13 katlı binalar çöksün. Neden 13 katlı bina yapmışız.

  • Yasalar yeterli mi ?

Bu iktidar döneminde tüm yasalarımız değişti. Değişmeyen tek yasamız İmar Kanunu. Bu yasa çok zayıf. Bu kadar kaçak yapının olduğu bir ülkede yıkım olduğunu duydunuz mu?

  • Ceza kesiliyor ama sonra af geliyor…

Belediye memuru ‘Ben cezayı keseyim, işimi yapayım, kendimi kurtarayım, zaten sana da af çıkar, sen de kendini kurtarırsın’ diyor. Öyle bir düzen ki yapan da memnun. Affeden de memnun. İçinde oturan da memnun. Anayasamıza imar affının yasak olduğuna dair hüküm girmesi lazım. Vatandaşlarımızın da imar affı üzerinden bir beklenti üzerine giremeyeceği bir zemin oluşturulması gerek. 2000’lerin başında TCK’ya bir madde eklendi, ‘imar kirliliğine neden olmak’. Kaçak yapıyı yapana, yaptırana, göz yumana hapis cezası veriyor. Ama bunu da tavsattık. ‘Elektriği, suyu bağlananlara uygulanmaz’ dedik ve o da kadük kaldı. Bundan ceza almış belediye başkanı, meclis üyesi, bürokrat duydunuz mu? Madde yürürlükte, işlem yok. Kanun koymayı yapıyoruz ama uygulamıyoruz ve bunu başka kılıflara sokuyoruz.

  • Kentsel dönüşüm yasası peki?

Kentsel dönüşüm kanunu üç kavram getiriyor. Riskli yapı, riskli alan ve rezerv alan. ‘Bina riskli ise en çok 90 gün içinde yıkarsın’ diyor. Yapısını yenileyeni, kamuya ödemesi gereken bazı vergi ve harçlardan muaf eder. Lisanslı kuruluşlara yetki veriliyor. Tek yapı için iyi ama yeterli değil. Tek yapıların tümü yolu, yeşil alanı, otoparkı olmadan yenilendiğinde o çevreyi sağlıklı bir yaşam alanı haline getirmiyoruz ama en azından çökmesinden kurtarıyoruz. Riskli alanda da bir sınır çiziyorsunuz. Dönüştürülmesine ilişkin çerçeve tarif ediyorsunuz. Rezerv alan da bu riskli alanlar kendi bulunduğu yerde dönüşemiyorsa bunları rezerv alana taşıyalım ki bölgenin alıcısı olsun. Rezerv alan genelde kamunun olur. Toprağın maliyetinin çok yüksek olduğu İstanbul gibi kentlerde arsa maliyetini düşürmek için kamu elindeki bir alan imara açılır, bunun alıcısı olarak bunlar oraya taşınır, peyder pey rehabilite edilir, burası boşaltılır. Orası A açık yeşil olan olarak, B bir başka bölgenin tekrar alıcısı olarak tariflenir. Bu sefer de bir başka riskli alanı da oraya taşırsınız.

“ESKİ KODLARINA BİR AYDA DÖNDÜLER”

  • Yeterince rezerv alanımız var mı?

Kağıt üzerinde bakarsanız zebil gibi var. Ama rezerv alanı alıp bunları sağlıklı hale getirmek için mi uygulamışız yoksa yeni alanları imara açmak, sonra onları unutmak, kendi kaderine mahkum bırakmak için mi? Çevre Bakanlığı 2019’dan bu yana İstanbul’un üçte birini rezerv alan ilan etti. Böyle bir durumda yetki bakanlığa geçiyor. Deprem sonrası hariç, ben her gün bakanlığın onayladığı bir plana dava açılması oluru verdim, itiraz yazısı imzaladım. Deprem sonrası durdu. Bir ay sonra Üsküdar ile eski kodlarına döndüler. Depremde toplanma alanını imara açan bir plan yaptılar, iki yandaş kafayı kurtarmak için, koruma kurulu kararları da olduğu halde. Bakanlık kendi koyduğu rezerv alanı amacı dışında kullanıyor. Sağlıksız yapıyı yenilemek için taşımak amaçlı kullanacağınız biçimde değerlendirmesi gerekirken sağlıksız yapı durmaya devam ediyor, herkes ölümle yüz yüze.

  • Sizin işinizi hafifletecek bir iş yapılmamış mı öncesinde?

Biri şunun yanıtını versin, bu iktidar döneminde yapılan beton hiçbir iktidar döneminde yapılmadı. İstanbul’a bakın Halkalı’dan sonrası yoktu. Buraları imara açtık. Lüks siteler, müthiş apartmanlar… Riskli yapı stoku olduğu gibi duruyor. 20-25 yılda 2.5 milyon konut yaptık diyorlar’ doğru. Ama ölümle yüz yüze olan riskli binalar olduğu gibi duruyor. Bunların yerine yapılmamış ki. 99 depreminden sonra devlet uluslararası kaynak kullanarak projeler yapmış. Ama 6 Şubat sonrası 93 okulun tahliyesine karar verdik. Bu açıkça uzun yıllar ihmal edilmiş görevin ifadesidir. Dönüşüm Zeytinburnu ile başlıyor, lüks konutlar var, riskliler duruyor. Rapor yapmakta, uluslararası kaynak bulmak da sıkıntımız yok. Aldığımız kaynakla yapmamız gereken işi yapmadığımızı kaynağı veren görmüş. Proje amacı dışında kullanılıyor diye Dünya Bankası kaynağı kesmiş.

  • Belediye şu an ne yapıyor, kaynak nasıl bulunacak?

Avcılar ve Kartal’da 2’şer bin bina son 3-4 yılda yıkılıp yenilendi. İBB’nin İmar yönetmeliği mevcut mevzuatın kalıplarına sığmıyor. Yırtındık kira yardımı 4 bin 500 olsun diye. ‘Kiracıya bir seferlik taşınma yardımı ver’ diyor kanunda. Kiracının ‘çık’ dediğimizde gidecek yeri yok. Çıkmadığı için de sahibi yapısını yenileyemiyor. Çıkarmak için kira yardımı vermem lazım. Burası çürük ama kiracı ‘Başka bir yerde oturamam, asgari ücretle çalışıyorum’ diyor. Ben ona destek olacağıma golf sahasına, toplanma alanına fon sağlıyorum. Kamu önceliklerini değiştirirse bu ülkenin kaynağı var. Biz kimden yanayız. En yoksul, en ölümle iç içe insandan mı yoksa kentsel dönüşümü rantsal dönüşüm haline getirmiş sermayeden mi? Ayrım bu kadar basit. Deprem olunca aldılar 4 bin 500 TL kararını. Kim haklıymış, bunun böyle olduğunu deprem olunca mı görecektik.

“4.5 MİLYON EVİNDEN OLACAK”

Bu büyük bir milli seferberlik mevzusu. Tek başına bir belediyenin altından kalkması mümkün değil. İstanbul’da 90 bin yıkılacak yapı, 170 bin tane de orta hasar alacak yapı var. Bunlar orta iyimserlikte senaryolar. Çok vahim durumda rakamları katlayabiliriz. 4, 4.5 milyon insan evinden olacak. Ölecek demiyorum ama o eve girilemeyecek. Bu sayıyı hızla indirmemiz lazım. Tümünü aynı anda yıkıp yeniden yapamayız. Zaten 25 yıldır yıkıp yeniden yapmak yerine kaderleriyle baş başa bırakıp yeni imar alanları açılmış birileri zengin olmuş.

  • İBB’ye başvurularda son durumu nedir?

150 bin bina. Her birinde en az 10 daire olduğunu düşünelim. En az 5 milyon insan ‘Evimizi kontrol edin’ diye bize başvurdu.

  • Ev sahiplerinin mağdur olacaklarına ilişkin çekincesi var…

Biz belediye olarak rant tarafı değiliz. Binada sınıflama yapıyoruz. Ölmeyi mi bekleyelim, yoksa en doğru yöntemle binamızı mı dönüştürelim. Gizli korku şu; eskiden taban alanının tamamına binayı yapmış. Şimdi diyor ki yönetmelik, ‘Tabanı yüzde 40’a oturabilir’. Yakıp yeniden yaptığında bina küçülüyor. Müteahhide de pay verilecek. Böyle olmaması için müteahhit para istiyor. Ya parayı vereceğim ya dairemi küçülteceğim. ‘İkisini de istemiyorum’ diyor. Biz diyoruz ki ‘Müsaade edin, metrekaresi düşmesin’. Şuna da külliyen karşıyız, buna bir kat daha ver, müteahhit payı da çıksın öyle dönüşsün. Zaten bu katları vere vere 7 metrelik yollarda 10 katlı apartmanlar olmuş.

  • Her biçimde insanların cebinden para çıkması gerekecek…

Evinizde televizyonunuz var. 30 yıl kullandınız, eskidi gidip yenisini alıyorsunuz. ‘Devlet alsın’ diyor musunuz? Bulunduğu yerde, aynı nüfusla dönüşsün ama müteahhit için cebinden çıkması gereken para varsa ev sahibi de bundan fedakarlık etsin. Önce can sonra mal, sonra yaşam standardı. Vatandaşımız deprem olunca ‘önce can’ diyor, depremin sıcaklığı geçince ‘1 metrekare malımızın hesabını yapalım. Yaşam standardında da hiç geriye gitmeyeyim’ diyor. Oraya ayıracağın bir para varsa bunu yapıp sağlıklı yapıya kavuşmak için azıcık yaşam standardından ödün vereceksin. Devlet de bunu yapamayana düşük faizle uzun vadeyle kredi sağlamalı.

  • Kaç bina denetlediniz?

Bir ekibimiz günde üç bina inceliyor. 8-10 ekip çalışıyor. Günde 30 bina inceliyor. Önümdeki haftadan itibaren sayımız çok artacak. Bunu 500 binaya çıkarmamız lazım. Hızlanacağız.

  • Binaları incelediniz, sonuçları aldınız, somut ne yapılacak?

Hastaya tahlil yaptırdığınızı düşünün. Bir reçete vereceğiz. Güçlendirilmesi gerekiyorsa ‘Şöyle yapılabilir’ diyoruz. Bir başka bina güçlendirilemeyecek durumda ise yıkılıp yenisi yapılmalı diyoruz. İlacı kullanmak sizin sorumluluğunuz, benim de takip etmem gerekiyor. Eğer çok riskli ise ‘yık burayı’ diyeceğiz.

  • Yıkmazsa bunun yaptırımı var mı?

Mevzuatımızda yok. Ama biz ilk tespit ettiğimiz 318 bina için ilçe belediyelerimize ‘Bunları tahliye edin’ dedik. Süreleri bitiyor. Bitince bu ay sonu itibariyle Avcılar’da, Kartal’da, Maltepe’de yıkımlara başlayacağız.

  • Yıkım talepleri olmasa bile yıkılacak mı?

Karşı da çıksalar biz bunu resen yapacağız. Bu 318 bina E sınıfı bile değil. Bizim mevzuatımız ilçe belediyemizin bunu yıkmasını mümkün kılıyor. Ama bizim analizimiz resmi olarak mevzuatta olmadığı için ‘Ben bunu dikkate almam, vatandaş kendisi numune alsın getirsin’ diyor. ‘Vatandaşla seçim öncesi karşı karşıya gelmem’ diye hala siyasi bir değerlendirme açısı var. Oysa bu siyasetin çok üzerinde bir durum. Biz o insanların canını kurtarmakla görevliyiz

  • Bakanlıkla koordineli çalışma imkanı olacak mı?

Birlikte çalışmak zorundayız. Bunun siyasi partisi yok. Deprem olunca sel gelince parti mi bakıyor.

  • ‘Seçim yaklaştı’ bakış açısı olduğunu söylediniz…

İmar yönetmeliğinde bir çok düzenleme var. Deprem olmadan ‘Asma katları yasaklıyoruz, bodrum katı iki kattan sonra zorunlu hale getiriyoruz’ deseydik siyaset mekanizması bizi mahvederdi. ‘Siz bunları nasıl dersiniz, kime sordunuz, siyasi sonuçları olur, seçim kaybettirir’ diye hesap sorarlardı. Ama iklim değişti. Bunları söylediğim için şimdi bana teşekkür ediyorlar. 37 bin küsür binaya yazı yazdık 16 Şubat günü. Biz 10 günde mi tespit ettik bu binaları. Hayır, biz zaten çalışıp duruyorduk, altında banka, fırın, market, galeri olanları.

  • Kız Kulesi, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe zamanında imar yönetmeliği mi vardı, hala sağlam duruyorlar?

Ama bir ahlakı vardı. O kadar önemli ki. Yıkıma gidiyoruz, en son Kadıköy’de yıkıma gittiğimiz binada kolon çıkmadı.

  • ‘Bu binada oturulur, sıkıntı yok’ belgesinde kimlerin imzası var?

Yapının özelliğine göre inşaat mühendisinden mimarına, makine mühendisinden elektrik mühendisine çok sayıda imza var. Şapkayı önümüze koyup, yer seçiminden planlamasına kadar düşünmemiz gerek. İmara açılmaması gereken bir tarım toprağı, alüvyonlu zemin, dere yatağı. Burayı neden imara açtık, altına kim imza attı. Yahut bunu açmadınız, meclise gönderdiniz, imar planlarını belediye meclis üyelerimiz ‘Burası böyle olmasın’ diye el kaldırarak değiştirebiliyor. Hangi yetkinlikle? Plancının 3 kat dediği yer belediye meclisinden 5 kat geçiyor. Nasıl, neye göre geçti? O üyelerin içinde o bölgede oturanı, kasabı, bakkalı, manavı diyor ki ‘Biz bunu anlatamayız, o bölgeye 5 katı verelim ki seçimde gidelim oy isteyelim’ diyor. O, 5 kat oy istediklerinin hepsi öldü şimdi işte.

  • Beklenen Marmara depremi için öncesi bazı kamu kurumları taşınmalı mı?

Marmara bölgesinin depremi milli güvenlik sorunu. Sermaye birikimi burada, endüstriyel tesisler burada. Ülkenin can damarı. 99 depreminden sonra bir planlama bürosu kuruluyor. Buranın merkezin dışına taşınması gerektiği söyleniyor. Bilecik İstanbul’un bazı ilçelerini alsın diye ifade edilen yerlerden. ‘Bir bölümü Trakya’ya, bir bölümü Anadolu yakasına desantralize olsun, Ankara’ya kadar uzansın’ deniyor. Biz bu planı çöpe atmışız. ‘Kuzey ormanlarına kadar İstanbul’u büyütelim, hava limanını oraya açalım’ demişiz. Başkentteki kamu kuruluşlarını, banka merkezlerini İstanbul’a taşıyalım diye karar alınmış. Külliyen yanlış. Akılla, bilimle çelişen, İstanbul’a da Ankara’ya da Türkiye’ye de kötülük. Finans merkezinin İstanbul’da olmasının ne gibi bir zorunluluğu var. Vakıf Bankı, Halk Bankasını, Ziraat Bankasını, Merkez Bankasını taşıyorsunuz. Akılla açıklanabilir bir şey değil. Kendi planınıza karşı çıkan işlerin tümünü siz yapıyorsunuz.

“BİZE YARDIMA KİM GELECEK?”

  • Marmara depremi olduğunda Türkiye’yi bekleyen tehlike nedir?

Şu an akıl bile edemeyeceğimiz kadar çok büyük bir riskle karşı karşıyayız. Deprem bölgesindeki en büyük lojistik güç, 1500 küsür iş manikası ve 6 bin küsür personeliyle İBB’nin. Depremde bunların faaliyet gösteremediğini düşünün. Bize yardıma kim gelecek? Ordu bir ömür savaşa hazırlanır ama belki hiç savaş çıkmaz. Ama cephanesini hazır tutar, askerini eğitir. Deposunu doldurur. Tıpkı TSK’nın savaşa hazırlandığı gibi ülkenin tüm kurumlarının olası bir afete karşı hazırlıklı tutulması gerekir.

“İMAMOĞLU’NDAN AFET İÇİN ARAMA KURTARMA TALİMATI”

  • Afet bölgesinde müdahale edecek personel yaşamını yitirdi. Sizin personelinizin kaldığı evler ne durumda?

Hızla rehabilite etmeye çalışıyoruz. Başkanımız, itfaiye personelimiz başta olmak üzere, bu işte görev yapacak, arama kurtarmada çalışacak personelimiz için ‘Daha güvenli konutlar inşa edebilir miyiz, araştırın’ diye bir görev verdi. Buna çalışıyoruz. Onlar ayakta kalacak ki bizi kurtaracak.

  • Her şey dört dörtlük gitti, kaynak, finansman, koordinasyon… Vatandaşın yastığa başını rahat koyabilmesi için kaç yıl gerek?

Çok kolay hesaplanabilir bir şey değil. Ama ülkenin 3-5 yılda toparlanabilir bir durumu yok. 99 depreminin etkilerini attığımızı, düşünmüyoruz değil mi, bir o kadar daha uğraşacağız. Bu bir milli seferberlik hali. Vatandaşımızın da üzerine düşünler var. Kaynak ayırmasını gerektiğinde ayıracak ama devlet de önceliklerini değiştirecek. Beşli çeteye yandaşa değil buraya kaynak ayıracak.

  • Deprem sonrası Kanal İstanbul’da durum nedir?

Bakan diyor ya ‘1.5 milyon nüfus taşıyacağız’. Avrupa yakasında Kanal İstanbul’u, Anadolu yakasında Pendik’i söylüyor. Rezerv alan ilan ettikleri yerler. Kanal İstanbul’un arka taraflarını TOKİ’nin orta gelirlinin konut elde etme projesiyle münhasır ettiler, şimdi de depremzedelere münhasır edelim diyorlar. Yani esasında ‘Siz geldiğinizde Kanal İstanbul’u uygulamak zorunda kalın, bunu depremzedeye verdik, bunu TOKİ’de kredili konuta girene verdik, nasıl geri döndüreceksin milyonlarca insanın ödediği parayı geri mi vereceksin de vazgeçirteceksin, bunları siz gelince yapacaksınız’ diyorlar. Payanda yaptılar o işi.

  • Yapmak zorunda mı kalınacak yani?

Ona payanda yapıyorlar. ‘Önü Katarlılara verdik arka tarafını da yoksullara dağıtıyoruz. Böylece oraları imara açın’ Çareler bulunur, değiştirilir, altından kalkılır. Bu insanların tek yapı ölçeğinde dönüşebileceği çareler var.

DR. BUĞRA GÖKCE KİMDİR?

1974’te Ankara’da doğdu. Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nü bitirdi. TMMOB Şehir Plancıları Odasında genel başkanlık yaptı. ODTÜ Şehir Planlama Anabilim Dalı’ndan doktora derecesi aldı. 2009’da Çankaya Belediyesi’nde göreve başladı. 2014’te İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde fen işleri daire başkanı oldu. 2017’de genel sekreterlik görevine getirildi. Gökce İBB Genel Sekreter yardımcılığı görevini yürütüyor.

Fotoğraflar: Vedat Arık

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir